1. 1881'de 19. yüzyılın bitimine 19 yıl kala doğmuştur
2. Sağlığında, İngiliz İmparatorluğu Hükümeti Atatürk' ün doğum gününü tebrik için Türk Hükümeti 'nden sormuş, ATATÜRK 19 Mayıs 1881 diye yanıtlamış ve kayıtlara böyle geçmiştir.
3. 1900'de 19 yaşında Harbiye' ye girmiştir.
4. 19 Aralık 1904' de bağımsız düşümcelerinden ötürü yıldız sarayına çağrıldı.
5. Harb akademisinden aldığı sicil 317-8 dir. Bu rakamların tek tek toplamı 19 eder.
6. Çanakkale Savaşının zaferle sonuçlanmasında 19' uncu fırka' yı (tümen) kurmuş ve ona komuta etmiştir.
7. 19 mayıs 1915' de albay oldu.
8. Mahiyetindeki komutanlara: "Ben size, taarruz edin demiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar yerimize başka kuvvetler gelebilir" demiş elindeki çok az kuvvetle 19 Mayıs 1915' e kadar oyalama muharebesi ile düşmanı tutmuştur. Düşmanın yine Çanakkale' deki başarısızlıkları sonucunda 10 Aralık 1915' te Gelibolu Yarımadası boşaltılmıştır.
9. Zor bir duruma düşen 7. Ordu' ya komutan tayin edilen M.Kemal, bir düşman saldırısını seziyor ve hazırlanıyor. Nitekim 19 Eylül sabahı düşman harekete geçiyor, hem de kat kat üstün kuvvetlerle. Sağındaki ve solundaki kuvvetler epeyce kayıp verdikleri halde M.Kemal zamanında aldığı tedbirlerle kayıp vermekten kurtuluyor.
10. 19 Mayıs' ta Samsun' a çıkacak olan Atatürk' ün bindiği vapurda 19 yolcu vardı.19 Mayıs 1963 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Prof.Dr. Tarık Zafer Tunaya' nın 19 Mayıs ve ötesi adlı makalesinden.
11. 19 Mayıs 1919' da Samsun'a çıkıyor. Bu tarihte 3 tane 19 rakamı vardır ki Atatürk' ün ömrü de zaten 3x19 dur. 19 Mayıs 1919' da iki ondokuz=38 yaşındaydı.
12. 19 yıl Türk Milleti' nin hakimiyetine bilfiil hakim olmuş, Türk Milletine Baş Komutan ve Devlet başkanı olarak hizmet etmiştir. (1919-1938)
13. Milli Mücadele' ye fiili olarak başlaması için komutanlara yaptığı konuşma ve Meclis' te Milli davanın gerçekleşmesi yolunda güdülecek siyasetin karara bağlanma tarihi de 19 Kasım 1919 'dur.
14. Sakarya Meydan Muharebesi' ni kazandıktan sonra, başarısına karşılık TBMM kendisine olan minnet ve şükranını belirtmek için 19 Eylül 1921' de kabul ettiği özel bir kanunla Mareşallik ve Gazilik ünvanı vermiştir.
15. Millete yayınladığı bir beyanname ile Osmanlı Devleti' nin hayat ve egemenliğinin sona erdiğini belirterek Türk Milleti' ni hayat ve bağımsızlığa kavuşturmak için, Ankara ' da olağanüstü bir Meclis toplantısı ve Türk Milleti' nin iradesini bu Meclise devretmeyi 19 Mart 1920 'de kararlaştırmıştır.
16. Hitabet sanatının bir şaheseri olan Büyük Nutuk' un sonundaki Türk Gençliği'ne Hitabesi de başlangıç cümlesiyle beraber 19 cümledir.
17. Büyük devlet adamı ve eşsiz kahramanın adı ve soyadı ^^MUSTAFA KEMAL ATATÜRK^^ 19 harftir.
18. "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ". Bu saheser cümle 19 harftir.
19. "İSTİKLAL GÖKLERDEDİR" Ne rastlantıdır ki, Atatürk' ün bu sözleri de 19 harftir.
20. 10 Kasım 1938 (19x2x19) (10 Kasım günü saat 9 da 10+9=19) 3x19 =57 yaşında ölümlü yaşama gözlerini kapamıştır.
21. Cenazesi büyük bir merasimle 19 Kasım 1938 günü Yavuz zırhlısı ile İzmit' e götürülmüştür.
22. En Büyük Kahraman' ın ebediyete intikali üzerine arkadaşı ve halefi İsmet İnönü' nün Türk Milletine beyannamesi 19 cümledir.
23. Doğum ve ölüm yılları (1881 ve 1938), 19 sayısının katlarıdır.
24. 1919 rakamında 101 tane 19 vardır.
25. İlk 19 yılda hazırlandı, ikinci 19 yılda siyaset ve askerlik alanında savaştı, üçüncü 19' uncu yılda devlet başkanı sıfatı ile hizmet etti.
16.03.2008
11 Sayısı ile ilgili ilginç rastlantılar
-new york city 11 harften olusur
-afganistan 11 harften olusur
-ramsin yuseb (1993 te ikiz kuleleri tehdit eden teroristin adi) 11 harften olusur
-george w. bush 11 harften olusur
bunlar tesaduf olabilir evet, peki ya asagidakiler?
-new york, amerika'nin 11. eyaleti
-ikiz kulelere carpan ilk ucagin ucus numarasi 11 di
-11 numarali ucus 92 yolcu tasiyordu 9+2=11
-ucus numarasi 77 olan ve kuleye carpan ikinci ucakta 65 yolcu bulunuyordu 6+5=11
-olay 9 eylulde yani 9/11 de meydana geldi 9+1+1= 11
-911 ayni zamanda acil servis numarasidir 9+1+1=11
-9 eylul yilin 254. gunudur 2+5+4=11
-9 eylul'den sonra yilin sonuna 111 gun kalir
-madrid'teki 3/11/2004 te meydana gelen terrorist saldirisi ikiz kulelere olan saldirilardan 911 gun sonra meydana geldi
peki devami sizce tesadufmu?
-bildiginiz gibi amerikanin sembolu kartaldir;
.kuranda (9:11) numarali ayet derki; arapogullari'ndan biri zalim kartali uyandiricak.zalim kartal ofkesini allah'in topraklarindan(arap topraklari) alicak.insanlar caresizlik icinde olaylari izlerken bircok insan kartal'in yaptiklarini sevincle karsilicak.ve en sonunda baris gelcek.(ayet numarasina bakin)
şimdi sira asil ilginc olanda
1. bilgisayarinizda en basitinden yeni bos bir windows .txt (text) dosyasi acin.
2. icine buyuk harflerle q33 ny yazin. (bu kulelere carpan ilk ucagin havaalanindaki kapi cikis numarasi)
3. q33 ny un uzerini kopyaliyormus gibi aydinlatin (highlight)
4. .txt (font size) sayfa ayarlarindan yazinin boyutlarini buyutun ve 48 e ayarlayin
5. ve son olarak yazi cesidini wingdings olarak degistirin.
Bir Türk'e ne öğretilemez?
İngiliz kralı VIII. Edward İstanbul'a Atatük'ü ziyarete geldiği zaman,
Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti. Ziyafetten önce,
-"Bana İngiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur,
onu bilen birisini, yahut bir aşçı bulunuz !...dedi.
Ve nihayet bu sofra merasimini bilen bir zattan ögrenerek sofrayı o
şekilde düzene koydular... Akşam kral sofraya oturunca kendisini
kral sarayında zannederek memnun oldu. Atatürk'e dönerek:
- "Sizi tebrik eder ve teşekkür ederim. Kendimi İngiltere'de
zannettim" diyerek memnuniyetini bildirdi. Sofraya hep Türk
garsonlar hizmet etmekte idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak,
elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de
halılara dağıldı.
Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Fakat Atatürk Kral'a:
- "Bu millete her şeyi ögrettim, fakat uşaklıgı ögretemedim!"
dedi. Bütün sofradakiler Atatürk'ün bu sözlerine hayran oldular.
Atatürk garsona da "vazifene devam et" emrini verdi.
Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti. Ziyafetten önce,
-"Bana İngiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur,
onu bilen birisini, yahut bir aşçı bulunuz !...dedi.
Ve nihayet bu sofra merasimini bilen bir zattan ögrenerek sofrayı o
şekilde düzene koydular... Akşam kral sofraya oturunca kendisini
kral sarayında zannederek memnun oldu. Atatürk'e dönerek:
- "Sizi tebrik eder ve teşekkür ederim. Kendimi İngiltere'de
zannettim" diyerek memnuniyetini bildirdi. Sofraya hep Türk
garsonlar hizmet etmekte idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak,
elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de
halılara dağıldı.
Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Fakat Atatürk Kral'a:
- "Bu millete her şeyi ögrettim, fakat uşaklıgı ögretemedim!"
dedi. Bütün sofradakiler Atatürk'ün bu sözlerine hayran oldular.
Atatürk garsona da "vazifene devam et" emrini verdi.
2.03.2008
Türkçesi Varken!!
Türkçesi varken yabancı olan kelimenin kullanılmasına günümüzde oldukça sık rastlanıyor ve bu oldukça hızlı bir şekilde de yayılıyor. Peki, neden Türkçesi varken yabancı olan kelimeyi kullanıyoruz?
Yabancı dillere özenme; Osmanlı zamanında Farsçaya-Arapçaya, kısa bir süre önce Fransızcaya ve son 45–50 yıllık zaman diliminde ise İngilizceye kaymıştır. Bunun sebebi olarak bilim dilinin İngilizce olması gösteriliyor. Fakat olaya dikkatli baktığımız zaman bilim dilinin İngilizce olmadığı, aksine İngilizce gibi bir dilin bilim için hiç uygun olmadığını görüyoruz.
Farklı yöntemlerle kendi dilimizdeki kelimeleri unutmamız ve yerine yabancı kelimeleri kullanmamız sağlandı. Fakat artık yabancı kelime kullanmak toplum içinde bir fark olmaktan çıktı hatta artık bizler tarafından ayıplanır duruma geldi. Günümüzde “ organisation un Türkçesi ne?” dediğimiz zaman karşılık olarak organizasyon. Ya da “ ‘ambulance’ ne demek?” dediğimiz zaman ambulans cevabını alıyoruz. Dilimize yapışmış o kadar saçma sapan kelimeler var ki! Artık bunları dilimizden kazıyıp atmanın zamanı gelmiştir.
Anlaşılıyor ki şu anda Oktay SİNANOĞLU hocamızın dediği gibi büyük bir uyanış vardır. Aşağıda günlük yaşamda sık sık karşılaştığımız ve kullanılmasının artık ayıp olarak gördüğümüz sözcüklere karşılık küçük bir sözlüktür.
Ambulans: Cankurtaran
Trend: Gidiş, Gidişat
Erozyon: Toprak Aşınması
Kabine: Bakanlar Kurulu
Medya: Yayın-Basın
Dizayn: Tasarım
Fast Food: Tez Yemek
Servis: Hizmet
Filtre: Süzgeç
Mobil: Gezgin
Termik: Isıl
Radikal: Aşırı
Brifing: Bilgilendirme
Miting: Toplantı
Politika: Siyaset
Market: Bakkal, Çarşı, Pazar
Star: Yıldız
Süper: Ülken, Üstün, Koca
Şanslı: Bahtlı, Bahtı Açık
Sosyal: Toplumsal
Sprey: Püskürteç
Deterjan: Arıtmaç
Fuel Oil: Yakıt Yağ
Petrol: Neft
Shopping Center: Alışveriş Merkezi
Stant: Tezgâh, Sergi
Bariyer: Engebe
Operatör Dr: Cerrah
Dekor: Süs
Üniversite: Evrenkent
Kampüs: Yerleşke
Sponsor: Destekçi
Antik: Eski
Aktif: Etkin, Faal
Pasif: Edilgen
Galeri: Sergi
Spesiyal: Özel
Terör: Tedhiş
Terörist: Tedhişçi
Transfer: Aktarma
Defans: Savunma
Korner: Köşe
Enternasyonal: Uluslar Arası
Detay: Ayrıntı
Pozisyon: Durum, Konum
Reyting: Sıralama
Air Lines: Hava Yolu
Final: Son, Son Sınav
Vize: Ara Sınav
Lider: Önder
Alternatif: Seçenek
Legal: YasalOrganize: Düzenlemek
Organizasyon: Örgüt, Topluluk
Deklarasyon: Beyanname
Ekonomi: İktisat
Prestij: İtibar
Doküman: Belge
Komisyon: Encümen
Komisyoncu: Aracı
Ambargo: Yaptırım
Sektör: Kesim
İzolasyon: Yalıtım
Agresif: Saldırgan
Operasyon: İşlem, Ameliye
Format: Biçim
Kompozisyon: Hitabet, Tahrir
Egzersiz: Alıştırma
Favori: As
Favori(yüzdeki): Duluk
Alarm: Uyarı
Otomatik: Öziş
Biyoloji: Dirilbilim
Sinema: Beyazperde
...
Şöyle konuşuyor Batılı benliğimiz:
Müslüman kalabilirsin ya da başka bir dinde; ama beni yakalamak için değişmelisin dostum. Dilini değiştirmelisin önce. Yüksek ortamlarda benim dilimi kullanmalısın. Benim dilimi ikinci dil ya da yabancı dil olarak öğrenmen yetmez. Kendi dilin yabancı kalmalı, hatta neredeyse etnik bir dil; benim dilim ise yüksek ortamlarda anadil olmalı. Nedir bu yüksek ortamlar? En başta yüksekokullar.
Sonra liseler, ortaokullar, ilkokullar, hatta anaokulları. Kendi dilinle konuşmak sende aşağılık duygusu yaratmalı.
Örneğin marketing (pazarlamanın yüksek olanı) alanında benim sözcüklerimle cümleler kurmalısın. Kendi dilinle ifade etmeye çalış bak, ne kadar da bayağı kalıyor. Global dünyanın bir parçası olarak kendini hissetmek istiyorsan, benim yaptığımı iyi yapmalısın.
Gazetelerinin, televizyonlarının! isimleri bile benim dilimde olacak (Eskiden beri olanlar kalsın). Edirne'den Sibirya'ya kadar bütün Türkler, gökteki yıldıza "yıldız" der, ya da "cıldız". Biliyorum binlerce yıldır bu böyleydi. Ama artık "star" demelisin. Unut artık "yıldız"ı. Senin yıldızın geçmişte değil, Doğu'da hiç değil, bizim tarafta. Zaten bu konuları da sana ben öğretmiyor muyum? Hangi ülkede Orta Asya ile ilgili daha çok araştırma yapılıyor sanıyorsun; sende mi bende mi? Bırak sözcükleri, harfleri bile istediğim gibi okuyacaksın. Kendi harfini benim okuduğum gibi söyle. "Entivi" de mesela. Diğer türlü söylemeyi dene, bak, sende gördün; ne kadar da bayağı, köylü, doğulu bir "sound" değil mi? Hem sen değil misin modern olmak isteyen? Kendini ve kültürünü, dilini, geleneklerini, geçmişini aşağıda hissetmezsen (açıkça değil tabii, içinde, sadece
içinde) bu metamorfozu gerçekl! eştiremezsin dostum."," Leyla"ya da "Laila" diyeceksin ve yazacaksın. Biraz oryantalist ;ama "daha Batılı gözüyle bir Doğulu şıklık!" Sen bakma "köşk" sözcüğüne, biz artık ona "kiosk" diyoruz, sen de öyle söyle. Hah şöyle! Ne diyoruz, concept yaratmalıyız.
Yaratıcı ol, kendine "creative" de; Fabrikayı Ümraniye'de kur, markanı İtalyanca'dan al. Yoksa malını satamazsın. Türk olduğu anlaşılırsa ya da Türk gibi gözükürse kimse evine sokmaz. Sen ona, Türk olmayan bir isim bul en iyisi. Kimse de sana kızamaz. "Trend"
böyle. Tavuk bile satamazsın. Neden Mudurnu "Chicken" oldu sanıyorsun? İnsanlar tavuk değil "chicken" yemek istiyor. Ne zamandır radyolar; "Good morning Türkiye" diye sesleniyor. Bizi uyandırmak için olsa gerek.
Özcan Yüksek
Alıntıdır.
www.ayyildiz.org/ayt/forum
Yabancı dillere özenme; Osmanlı zamanında Farsçaya-Arapçaya, kısa bir süre önce Fransızcaya ve son 45–50 yıllık zaman diliminde ise İngilizceye kaymıştır. Bunun sebebi olarak bilim dilinin İngilizce olması gösteriliyor. Fakat olaya dikkatli baktığımız zaman bilim dilinin İngilizce olmadığı, aksine İngilizce gibi bir dilin bilim için hiç uygun olmadığını görüyoruz.
Farklı yöntemlerle kendi dilimizdeki kelimeleri unutmamız ve yerine yabancı kelimeleri kullanmamız sağlandı. Fakat artık yabancı kelime kullanmak toplum içinde bir fark olmaktan çıktı hatta artık bizler tarafından ayıplanır duruma geldi. Günümüzde “ organisation un Türkçesi ne?” dediğimiz zaman karşılık olarak organizasyon. Ya da “ ‘ambulance’ ne demek?” dediğimiz zaman ambulans cevabını alıyoruz. Dilimize yapışmış o kadar saçma sapan kelimeler var ki! Artık bunları dilimizden kazıyıp atmanın zamanı gelmiştir.
Anlaşılıyor ki şu anda Oktay SİNANOĞLU hocamızın dediği gibi büyük bir uyanış vardır. Aşağıda günlük yaşamda sık sık karşılaştığımız ve kullanılmasının artık ayıp olarak gördüğümüz sözcüklere karşılık küçük bir sözlüktür.
Ambulans: Cankurtaran
Trend: Gidiş, Gidişat
Erozyon: Toprak Aşınması
Kabine: Bakanlar Kurulu
Medya: Yayın-Basın
Dizayn: Tasarım
Fast Food: Tez Yemek
Servis: Hizmet
Filtre: Süzgeç
Mobil: Gezgin
Termik: Isıl
Radikal: Aşırı
Brifing: Bilgilendirme
Miting: Toplantı
Politika: Siyaset
Market: Bakkal, Çarşı, Pazar
Star: Yıldız
Süper: Ülken, Üstün, Koca
Şanslı: Bahtlı, Bahtı Açık
Sosyal: Toplumsal
Sprey: Püskürteç
Deterjan: Arıtmaç
Fuel Oil: Yakıt Yağ
Petrol: Neft
Shopping Center: Alışveriş Merkezi
Stant: Tezgâh, Sergi
Bariyer: Engebe
Operatör Dr: Cerrah
Dekor: Süs
Üniversite: Evrenkent
Kampüs: Yerleşke
Sponsor: Destekçi
Antik: Eski
Aktif: Etkin, Faal
Pasif: Edilgen
Galeri: Sergi
Spesiyal: Özel
Terör: Tedhiş
Terörist: Tedhişçi
Transfer: Aktarma
Defans: Savunma
Korner: Köşe
Enternasyonal: Uluslar Arası
Detay: Ayrıntı
Pozisyon: Durum, Konum
Reyting: Sıralama
Air Lines: Hava Yolu
Final: Son, Son Sınav
Vize: Ara Sınav
Lider: Önder
Alternatif: Seçenek
Legal: YasalOrganize: Düzenlemek
Organizasyon: Örgüt, Topluluk
Deklarasyon: Beyanname
Ekonomi: İktisat
Prestij: İtibar
Doküman: Belge
Komisyon: Encümen
Komisyoncu: Aracı
Ambargo: Yaptırım
Sektör: Kesim
İzolasyon: Yalıtım
Agresif: Saldırgan
Operasyon: İşlem, Ameliye
Format: Biçim
Kompozisyon: Hitabet, Tahrir
Egzersiz: Alıştırma
Favori: As
Favori(yüzdeki): Duluk
Alarm: Uyarı
Otomatik: Öziş
Biyoloji: Dirilbilim
Sinema: Beyazperde
...
Şöyle konuşuyor Batılı benliğimiz:
Müslüman kalabilirsin ya da başka bir dinde; ama beni yakalamak için değişmelisin dostum. Dilini değiştirmelisin önce. Yüksek ortamlarda benim dilimi kullanmalısın. Benim dilimi ikinci dil ya da yabancı dil olarak öğrenmen yetmez. Kendi dilin yabancı kalmalı, hatta neredeyse etnik bir dil; benim dilim ise yüksek ortamlarda anadil olmalı. Nedir bu yüksek ortamlar? En başta yüksekokullar.
Sonra liseler, ortaokullar, ilkokullar, hatta anaokulları. Kendi dilinle konuşmak sende aşağılık duygusu yaratmalı.
Örneğin marketing (pazarlamanın yüksek olanı) alanında benim sözcüklerimle cümleler kurmalısın. Kendi dilinle ifade etmeye çalış bak, ne kadar da bayağı kalıyor. Global dünyanın bir parçası olarak kendini hissetmek istiyorsan, benim yaptığımı iyi yapmalısın.
Gazetelerinin, televizyonlarının! isimleri bile benim dilimde olacak (Eskiden beri olanlar kalsın). Edirne'den Sibirya'ya kadar bütün Türkler, gökteki yıldıza "yıldız" der, ya da "cıldız". Biliyorum binlerce yıldır bu böyleydi. Ama artık "star" demelisin. Unut artık "yıldız"ı. Senin yıldızın geçmişte değil, Doğu'da hiç değil, bizim tarafta. Zaten bu konuları da sana ben öğretmiyor muyum? Hangi ülkede Orta Asya ile ilgili daha çok araştırma yapılıyor sanıyorsun; sende mi bende mi? Bırak sözcükleri, harfleri bile istediğim gibi okuyacaksın. Kendi harfini benim okuduğum gibi söyle. "Entivi" de mesela. Diğer türlü söylemeyi dene, bak, sende gördün; ne kadar da bayağı, köylü, doğulu bir "sound" değil mi? Hem sen değil misin modern olmak isteyen? Kendini ve kültürünü, dilini, geleneklerini, geçmişini aşağıda hissetmezsen (açıkça değil tabii, içinde, sadece
içinde) bu metamorfozu gerçekl! eştiremezsin dostum."," Leyla"ya da "Laila" diyeceksin ve yazacaksın. Biraz oryantalist ;ama "daha Batılı gözüyle bir Doğulu şıklık!" Sen bakma "köşk" sözcüğüne, biz artık ona "kiosk" diyoruz, sen de öyle söyle. Hah şöyle! Ne diyoruz, concept yaratmalıyız.
Yaratıcı ol, kendine "creative" de; Fabrikayı Ümraniye'de kur, markanı İtalyanca'dan al. Yoksa malını satamazsın. Türk olduğu anlaşılırsa ya da Türk gibi gözükürse kimse evine sokmaz. Sen ona, Türk olmayan bir isim bul en iyisi. Kimse de sana kızamaz. "Trend"
böyle. Tavuk bile satamazsın. Neden Mudurnu "Chicken" oldu sanıyorsun? İnsanlar tavuk değil "chicken" yemek istiyor. Ne zamandır radyolar; "Good morning Türkiye" diye sesleniyor. Bizi uyandırmak için olsa gerek.
Özcan Yüksek
Alıntıdır.
www.ayyildiz.org/ayt/forum
Museviler mi Çok Başarılı? Müslümanlar mı Çok Başarısız?
Museviler mi Çok Başarılı? Müslümanlar mı Çok Başarısız? (İşte Örnekler)
Dünyadaki Yahudi nüfusunu toplasanız ancak bir İstanbul ediyor. Kayıtlara geçen dünya üzerindeki toplam Yahudi nüfusu 14 milyon… Bu kadar azlar yani… Ama o küçük cemaat dünyaya hükmediyor… En ünlü bilim adamları onlardan; Albert Einstein, Sigmund Freud, Karl Marx sadece bunlardan bir kaçı… En en zengin işadamları da yine Yahudi: George Soros (finansçı), Ropert Murdoch (medya devi), Ralph Lauren (Polo’nun sahibi), Levi Strauss (Levi’s Jeans’ın sahibi), Howard Schultz (Starbuck’s) ve Sergei Brin (Google) bilinen örnekler…
En ünlü ve en etkili politikacılar da Yahudi… ABD’yi yöneten güç de dahil… Peki ya Müslüman toplumu… Dünyadaki müslüman sayısı yaklaşık 1.5 milyar… Ticaret, bilim, güç söz konusu olduğunda; Bu büyük kalabalığın ne adı var ne sanı… Peki neden böyle? Yahudiler mi çok başarılı? Yoksa Müslümanlar mı çok başarısız?
Pakistanlı bilim adamı Dr. Faruk Saleem’in ortaya koyduğu rakamlara bir gözatalım… Son 105 yılda Yahudiler 100′ün üstünde BİLİM dalında Nobel ödülü kazandı. 1.4 milyar Müslüman içinden ise bu zamana kadar sadece 3 Nobel ödülü alan bilim adamı çıktı. Sakın bana “Nobel torpili” yapmışlar demeyin! Zira “bilim” alanındakiler Orhan Pamuk’a verilen ödüle pek benzemez. Proje, ispat, sonuç gerektirir… Bu tablo Müslüman ülkelerin bilime sıfır yatırım yaptıklarının göstergesi… Geri kalmışlığın, başarısızlığın temel nedeni de işte bu… Çağımızda bilime hükmeden, dünyaya hükmediyor…
Sadece Yahudiler değil, Hıristiyan ülkeler ile Müslüman ülkeler arasında da büyük bir uçurum var… Rakamlara bakalım; İslam Konferansı Örgütüne üye 57 ülkede kaç tane üniversite var biliyor musunuz? Hepsindeki toplam sayısı 500… Sadece ABD’deki üniversitesi sayısı ise 5 bin 758…
Eğitim seviyesine gelince… Hıristiyanlar içinde okuma-yazma oranı yüzde 90… 15 Hıristiyan ülkesinde ise bu oran yüzde 100
Peki müslüman ülkelerde durum ne? Okur-yazar oranı yüzde 100 olan hiç bir islam ülkesi yok… En iyi oran ilköğretim düzeyinde, o da yüzde 50… Üniversiteli oranı ise sadece yüzde 2…
Eğitime bu kadar az önem verilince bilim adamı çıkar mı? Eh, çıkmamışda zaten… Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerdeki toplam bilim adamı sayısı sadece ve sadece 230… ABD’de sayı 4 bin, Japonya’da ise 5 bin…
Bilime yatırım yapılmadığı gibi üretimde de yoklar. ABD tek başına 12 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretiyor… Çin 8 trilyon dolar, Japonya 3.8 trilyon dolar ve Almanya 2.4 trilyon dolarlık üretim yapıyor… Peki müslüman ülkeler ne yapıyor dersiniz? Petrol zengini Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar’ın toplam üretimi sadece 500 milyar dolar… Üstelik bu üretimdeki asıl dilimi petrol oluşturuyor. Petrol dışında üretim neredeyse “sıfır” yani…
Şimdi başta sorduğumuz soruyu şöyle tekrarlayalım. Yahudi ve Hıristiyanlar mı çok çalışkan? Müslümanlar mı çok tembel?
Kaynak: Hacer Alkan
(Not: Yazı içinde belirtildiği gibi veriler Pakistanlı bilim adamı Dr. Faruk Saleem’in derlemesidir…)
Makale Adresi: http://www.eno7.org/genel/museviler-mi-cok-basarili-muslumanlar-mi-cok-basarisiz-iste-ornekler.pl
Dünyadaki Yahudi nüfusunu toplasanız ancak bir İstanbul ediyor. Kayıtlara geçen dünya üzerindeki toplam Yahudi nüfusu 14 milyon… Bu kadar azlar yani… Ama o küçük cemaat dünyaya hükmediyor… En ünlü bilim adamları onlardan; Albert Einstein, Sigmund Freud, Karl Marx sadece bunlardan bir kaçı… En en zengin işadamları da yine Yahudi: George Soros (finansçı), Ropert Murdoch (medya devi), Ralph Lauren (Polo’nun sahibi), Levi Strauss (Levi’s Jeans’ın sahibi), Howard Schultz (Starbuck’s) ve Sergei Brin (Google) bilinen örnekler…
En ünlü ve en etkili politikacılar da Yahudi… ABD’yi yöneten güç de dahil… Peki ya Müslüman toplumu… Dünyadaki müslüman sayısı yaklaşık 1.5 milyar… Ticaret, bilim, güç söz konusu olduğunda; Bu büyük kalabalığın ne adı var ne sanı… Peki neden böyle? Yahudiler mi çok başarılı? Yoksa Müslümanlar mı çok başarısız?
Pakistanlı bilim adamı Dr. Faruk Saleem’in ortaya koyduğu rakamlara bir gözatalım… Son 105 yılda Yahudiler 100′ün üstünde BİLİM dalında Nobel ödülü kazandı. 1.4 milyar Müslüman içinden ise bu zamana kadar sadece 3 Nobel ödülü alan bilim adamı çıktı. Sakın bana “Nobel torpili” yapmışlar demeyin! Zira “bilim” alanındakiler Orhan Pamuk’a verilen ödüle pek benzemez. Proje, ispat, sonuç gerektirir… Bu tablo Müslüman ülkelerin bilime sıfır yatırım yaptıklarının göstergesi… Geri kalmışlığın, başarısızlığın temel nedeni de işte bu… Çağımızda bilime hükmeden, dünyaya hükmediyor…
Sadece Yahudiler değil, Hıristiyan ülkeler ile Müslüman ülkeler arasında da büyük bir uçurum var… Rakamlara bakalım; İslam Konferansı Örgütüne üye 57 ülkede kaç tane üniversite var biliyor musunuz? Hepsindeki toplam sayısı 500… Sadece ABD’deki üniversitesi sayısı ise 5 bin 758…
Eğitim seviyesine gelince… Hıristiyanlar içinde okuma-yazma oranı yüzde 90… 15 Hıristiyan ülkesinde ise bu oran yüzde 100
Peki müslüman ülkelerde durum ne? Okur-yazar oranı yüzde 100 olan hiç bir islam ülkesi yok… En iyi oran ilköğretim düzeyinde, o da yüzde 50… Üniversiteli oranı ise sadece yüzde 2…
Eğitime bu kadar az önem verilince bilim adamı çıkar mı? Eh, çıkmamışda zaten… Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerdeki toplam bilim adamı sayısı sadece ve sadece 230… ABD’de sayı 4 bin, Japonya’da ise 5 bin…
Bilime yatırım yapılmadığı gibi üretimde de yoklar. ABD tek başına 12 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretiyor… Çin 8 trilyon dolar, Japonya 3.8 trilyon dolar ve Almanya 2.4 trilyon dolarlık üretim yapıyor… Peki müslüman ülkeler ne yapıyor dersiniz? Petrol zengini Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar’ın toplam üretimi sadece 500 milyar dolar… Üstelik bu üretimdeki asıl dilimi petrol oluşturuyor. Petrol dışında üretim neredeyse “sıfır” yani…
Şimdi başta sorduğumuz soruyu şöyle tekrarlayalım. Yahudi ve Hıristiyanlar mı çok çalışkan? Müslümanlar mı çok tembel?
Kaynak: Hacer Alkan
(Not: Yazı içinde belirtildiği gibi veriler Pakistanlı bilim adamı Dr. Faruk Saleem’in derlemesidir…)
Makale Adresi: http://www.eno7.org/genel/museviler-mi-cok-basarili-muslumanlar-mi-cok-basarisiz-iste-ornekler.pl
Kuranda yahudiler ve yaptıkları
Kuran, Dünya, 'İsrailoğulları' ve Düzen...
Madem dünyaya bakarken kıstasımız Kuran olacaktır, o halde Kuran'ın dünyanın politik durumu hakkında ne gibi bilgiler vermekte, ipuçları aktarmakta olduğuna bakmamız gerekmektedir. İşte bu noktada Kuran'da hemen göze çarpan "İsrailoğulları" faktörüyle karşılaşırız.
Kuran'da, çok dikkat çekici bir biçimde, sürekli olarak "İsrailoğulları"ndan söz edilir. Allah Kuran'da, "İsrailoğulları"nın en çok "dünya hırsı"na sahip olan topluluk olduğunu (Bakara Suresi, 96); kendilerini diğer insanlardan üstün gördüklerini (Cum'a Suresi, 6); diğer insanların "mallarını haksızlıkla yediklerini" ve onları faiz yoluyla sömürdüklerini (Nisa Suresi, 161); peygamberleri "öldürdüklerini" (Al-i İmran Suresi, 183); yeryüzünde savaş çıkarıp "bozgunculuğa çalıştıklarını" (Maide Suresi, 64); kendi soydaşlarını da öldürdüklerini veya yurtlarından sürdüklerini (Bakara, 84-85); "zalim" olduklarını (Bakara Suresi, 59); sıkça "ihanet" ettiklerini (Maide Suresi, 13); İslam'a "kin ve hınç" beslediklerini (Nisa Suresi, 46); Müslümanlara karşı "düzen" kurduklarını (Al-i İmran Suresi, 54); Müslümanlar için "en şiddetli düşman" olduklarını (Maide Suresi, 82); "küfre sapanlarla dostluklar kurdukları"nı (Maide Suresi, 80); insanlara "zulüm" yaptıklarını ve onları "Allah'ın yolundan" alıkoyduklarını (Nisa Suresi, 160) bildirir.
Bu ayetler, bizlere, dünyanın politik, ekonomik ve sosyolojik yapısı üzerinde "İsrailoğulları" faktörünün çok önemli bir yeri olduğunu haber vermektedir. Hele, Müslümanlar açısından, kendileri için en şiddetli düşman olan ve dinlerine kin ve hınç besleyen "İsrailoğulları"nın büyük önem taşıdığına kuşku yoktur.
Bunların yanında hemen belirtmek gerek, Kuran, "İsrailoğulları"ndan söz ederken "onların hepsinin bir olmadığını" (Al-i İmran Suresi, 113) da haber verir. "İçlerinde aşırı olmayan (mutedil) bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yapmakta oldukları ise ne kötüdür!" (Maide Suresi, 66) ayetiyle tüm Yahudileri aynı safta değerlendirmenin doğru olmadığını söyler.
Nitekim Müslümanlara düşen görev de İsrailoğulları'na karşı düşmanca davranmak değil, aksine onları barışa, adalete ve ortak bir imana çağırmaktır. Allah Kuran'da, Müslümanlara, Kitap Ehli (Hıristiyan ve Yahudiler) hakkında bir emir verir; onları "ortak bir kelimede birleşmeye" çağırmak:
De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. (Ali İmran Suresi, 64)
...
Yıllardır ümmetin derin bir yarası olan Mescidi Aksa, şu günlerde yahudilerce yeniden hançerlenip kanadığından bu ayki kapak konumuzu bu meseleye ayırdık.
Şimdi önce şu soruya cevap arayalım: Neden yahudiler bu zulmü yapıyorlar? Oysa kendileri yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaları yüzünden bütün dünya tarafından dışlanmış olmalarına rağmen, Müslümanlar onlara yurt vermiş, vatan vermiş barındırmıştır. Onlar ise nankörlüklerini tarih boyunca sergiledikleri gibi şimdi yine aynı şeyi tekrarlamaktadırlar. Çünkü yahudi tahrif ettiği Tevrat'a inanmaktadır. Onun inancına göre yeryüzünde insan olarak asıl yaratılan yahudidir. Diğer insanlar sair varlıklar gibi yahudiye hizmetçi olarak yaratılmışlardır. Bu köleliği kabul etmeyenlerin ise ırzı, malı, canı mubahtır. Dahası yahudi bir anneden doğmayan zaten yahudi olamaz. Yani bir insanın önce başka bir dine mensup iken sonradan yahudi olması mümkün değildir. Yahudinin inancı işte budur.
Müslüman ise; ister yahudi, ister hristiyan, ister müşrik olsun, herkesin iman edip cennetlik olmasını ister. Hatta bunun için çaba sarfetmek zorundadır. Müslümanların çok acı tecrübelerine rağmen beş yüz küsur yıl önce, İspanya'dan kovulan ve başka devletlerce kabul edilmeyen yahudilere yeniden kucak açmaları bu inanç sebebiyledir.
Boşuna dememişler: "Besle kargayı oysun gözünü" diye. İşte bu yahudi de Filistin'e çöreklenmek için asırlarca çalışmış, her türlü desiseyi denemiş daha da olmayınca koca bir imparatorluğu dağıtmıştır. Sonunda mukaddes belde olan Filistin'e ve onun kalbi durumundaki Kudüs'e yerleşti. Oraya yerleşmeye başladığı tarihten buyana da çeşitli terörist faaliyetlerle Filistin'in asıl sahibi durumundaki Filistin evlatlarının kanını akıtmayı ve ırzına kastetmeyi aralıksız sürdürmektedir.
Kur'an-ı Kerim'de, en çok bahsi geçen topluluk yahudidir. Çünkü o sinsi ve tehlikelidir. Dolayısıyla insanlığın bu tehlikeden haberdar edilmesi gerekmektedir. Özellikle de Kur'an hep onların olumsuzluklarını anlatır. İsterseniz açın bir Kur'an fihristi ve yahudilerin vasıflarına bir göz atın. Daha sonra da zaman buldukça konularla ilgili ayetleri inceleyin.
İşte size Kur'an-ı Kerim'den, yahudilerin özellikleriyle ilgili bazı bilgiler:
1.Genel özellikleri:
a.Cimridirler:"Onlar cimrilik eder, insanlara da cimriliği önerir ve Allah'ın kendilerine lütfundan vermiş olduğunu gizlerler." (Nisa, 4/37) "Yoksa onların mülkten bir payları mı var? Öyle olsaydı insanlara bir çekirdek zerresi bile vermezlerdi." (Nisa, 4/53)
b.Yeryüzünde fesat çıkarırlar: "Onlar ayrıca yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çabalarlar. Allah ise bozguncuları sevmez." (Maide, 5/64)
c.Korkaktırlar. Üstelik Allah'tan gereği gibi sakınmadıkları halde insanlardan çok korkarlar: "Onların kalplerinde sizin saldığınız korku Allah'ınkinden daha şiddetlidir. Bu onların anlamayan bir topluluk olmalarından dolayıdır. Onlar sizinle toplu halde ancak müstahkem şehirlerde veya surların arkasından çarpışabilirler. Kendi aralarındaki çekişmeleri ise pek şiddetlidir. Sen onları toplu halde sanırsın, oysa kalpleri dağınıktır. Bu onların akıl etmeyen bir topluluk olmalarından dolayıdır." (Haşr, 59/13-14) (Dikkat edilirse burada mü'minler karşısındaki zayıflıkları ve korkaklıkları özellikle vurgulanmaktadır.)
d.Cennetin yalnızca kendilerine ait olduğu iddiasındadırlar: "Onlar: "Cennete ancak yahudi veya hıristiyan olan girebilecektir" dediler. Bu onların kuruntularıdır. De ki: "Eğer doğru söylüyorsanız delilinizi ortaya koyun." (Bakara, 2/111)
e.Hayata düşkündürler: "Onları insanların hayata en düşkünü göreceksin. Allah'a ortak koşanlardan bile daha tutkundurlar. Her biri bin yıl yaşatılmayı arzular. Oysa uzun süre yaşatılması onu azaptan uzaklaştırmayacaktır. Allah onların yaptıklarını görmektedir." (Bakara, 2/96)
f.Sihir yoluna sapmışlardır: "Onlar, o iki melekten bir adamla karısının arasını açmada yararlanacakları şeyleri öğreniyorlardı. Allah'ın izni olmadan kimseye bir zarar dokunduramazlardı. Onlar aslında kendilerine zarar verecek ve bir yarar sağlamayacak şeyleri öğreniyorlardı. Onu (sihri) satın alanların bundan dolayı ahirette bir nasib elde edemeyeceklerini biliyorlardı. Nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!" (Bakara, 2/102)
g.İnsanların mallarını haksız yere gaspeder ve faiz alırlar: "Yine yasaklandıkları halde faiz almalarından ve insanların mallarını haksız yere yemelerinden dolayı (böyle yaptık). İçlerinden inkarcılara acıklı bir azap hazırladık." (Nisa 161) "Ey iman edenler! Hahamların ve rahiplerin çoğu insanların mallarını haksızlıkla yemekte ve Allah'ın yolundan alıkoymaktadırlar. Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanları acıklı bir azapla müjdele!" (Tevbe, 9/34) (Bilindiği üzere yahudilerin bugün yeryüzünün en zengin tabakasını oluşturmalarının başta gelen sebepleri, insanların mallarını hile yoluyla ellerinden almak için çeşitli metodlar geliştirmek, tefecilik yapmak, dünya çapında mafya organizasyonları kurarak bu yolla çeşitli ticari faaliyetlerden komisyon yani haraç almak ve faiz yemektir. Onların insanların mallarını haksız yere yemeleri konusunda ayrıca bkz. Ali İmran, 3/75)
h.Allah'ın fakir, kendilerinin ise zengin oldukları iddiasındadırlar: "Şüphesiz Allah: "Allah fakirdir biz ise zenginiz" diyenlerin sözlerini duymuştur. Biz onların sözlerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacak ve: "Ateşin azabını tadın" diyeceğiz." (Ali İmran, 3/181)
2.Din ve inanç konusundaki tutumları:
a.Allah'ın ayetlerini inkar ederler: "Onlar Allah'ın gazabını haketmişlerdir ve kendilerine miskinlik damgası da vurulmuştur. Onlar bunu Allah'ın ayetlerini inkar ettikleri ve haksız yere peygamberleri öldürdükleri için hak ettiler." (Ali İmran, 3/112) "Onlar: "Allah bir insana herhangi bir şey indirmemiştir" derken Allah'ı hakkıyla değerlendiremediler." (En'am, 6/91)
b.Kendilerinin Allah'ın oğulları, dostları ve peygamberin torunları olduklarını söylerler: "Yahudiler ve hıristiyanlar: "Biz Allah'ın oğulları ve sevdikleriyiz" dediler." (Maide, 5/18)
c.Geçmişte birçok kez dinlerinden dönmüş, Allah'ın kendilerine vahyettiği dinden çıkmışlardır: "İman edip sonra inkar eden, sonra yeniden iman edip sonra tekrar inkar eden sonra da inkarlarını artıranlar var ya, Allah onları ne bağışlar, ne de doğru yola yöneltir." (Nisa, 4/137)
d.Allah'ı cimrilikle itham ederler: "Yahudiler "Allah'ın eli bağlıdır" dediler. Kendi elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler!" (Maide, 5/64)
e.Münafıktırlar: "Onlar iman edenlerle karşılaştıklarında "biz de iman ettik" derler. Ama birbirleriyle başbaşa kaldıklarında, "Allah'ın size açmış olduğu şeylerden, bunları Rabbinizin katında size karşı bir belge olarak göstersinler diye mi söz ediyorsunuz! Aklınızı kullanmıyor musunuz!" diye konuşurlar." (Bakara, 2/76)
f.Cebrail (a.s.)'a düşmandırlar. "De ki: "Kim Cibril'e düşman olursa, (bilsin ki) o bunu (Kur'an'ı) Allah'ın izniyle, daha önce gelmiş olanları doğrulayıcı, iman edenler için de bir hidayet rehberi ve müjde olarak senin kalbine indirdi." (Bakara, 2/97)
g.Allah'a çocuk isnadında bulunmuşlardır: "Allah oğul edindi" dediler. O bundan yücedir." (Bakara, 2/116)
Bütün bu özelliklerinin yanısıra, hakikatten sürekli yüz çevirme, kendilerine vahyedilmiş olan Tevrat'a bile uymama, Allah'ı bırakıp kendi bilginlerini ve ruhbanlarını rab edinme, sırf hasetlerinden ve mevki hırslarından dolayı Kur'an'ı inkar etme gibi özellikleri de bizzat Kur'an-ı Kerim'de tescil edilmiştir. Yine Kur'an-ı Kerim'de bildirildiğine göre onlar Tevrat'ı tahrif ederek işlerine gelmeyen şeyleri çıkarmış ve işlerine gelen bazı eklemelerde bulunmuşlardır. Allah'ın kendilerine verdiği nimetlere karşı nankörlük ederek taşkınlıkta bulunmuş ve aşırı gitmişlerdir. Onların en önemli özelliklerinden biri de anlaşmalarına bağlı kalmamalarıdır. Bu konuda ise Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Bunlar kendileriyle antlaşma yaptığın (şu) kimselerdir ki her keresinde antlaşmalarını bozarlar, hiç sakınmazlar." (Enfal, 8/56)
Onların Kur'an-ı Kerim'de zikredilen özelliklerinin tamamı bu kadar değildir tabii ki. Ancak burada sayılan özellikleri onların gerçek kimlikleri hakkında genel bir fikir vermektedir. Onların burada sayılan ve burada saymadığımız ancak Kur'an-ı Kerim'de zikredilen bütün özelliklerinin üzerinde tafsilatlı bir şekilde durma imkanımız yok. Fakat Mescidi Aksa'yı tehdit eden girişimleri, ümmet açısından büyük sorunlara yolaçan faaliyetleri hakkında daha isabetli düşünebilmemiz için onların Kur'an-ı Kerim'de ortaya konan kimliklerini tanımamız gereklidir. Çünkü ümmetin kapanamayan bu yarası şimdi daha bir derinden kanamakta ve tüm mü'minlerin de yüreğini dağlamaktadır.
İşin gerçeğinde onların İslam karşıtı faaliyetlerinin özü Kur'an-ı Kerim'in Tevbe suresinin 32. ayetinde şöylece dile getirilmektedir: "Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Ama kafirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır."
İşte bu ayetten de açıkça anlaşılıyor ki yahudinin asıl amacı, bu dini ortadan kaldırmaktır. Hal böyle olunca, Mescidi Aksa ve Hz. Ömer Camii de Kudüs'te İslam'ı dünyaya haykıran en önemli iki ibadethanedir. Bu mescidler var oldukça, gelecekteki nesiller için İslam'ın mesajı hep taze ve canlı olarak devam edecektir. Siyonist yahudinin amacı ise bu mesajın sesini kesmektir. Hz. Süleyman mabediyle ilgili efsaneler bu amaç uğrunda geliştirmiş oldukları idealleri için uydurdukları bir bahaneden ibarettir. Hatta bununla da kalmayıp şayet emellerini gerçekleştirirlerse Nil'den, Fırat'a belki Toroslar'a kadar bu ümmetin topraklarına ("vaadedilmiş topraklar" iddiasıyla) sahip olurlarsa buralarda İslam'ın şiarı olan mescitleri de yıkıp yok etmekten kaçınmayacaklardır. Zira bugün Mescidi Aksa, yarın Eyüp Sultan, Fatih, Süleymaniye, Sultanahmet...
Nasıl ki haçlılar bugün üzerinde İspanya devletinin kurulduğu Endülüs'ü ele geçirdiklerinde oradaki milyonlarca Müslümana soykırım uygulayıp, İslam'ın alameti olan on binlerce camiyi, mescidi, medreseyi, kütüphaneyi ve çeşmeyi yıkmışlarsa, bugün aynısı Filistin topraklarında uygulanmaktadır.
Hatta daha da yakına gelelim. Daha dün aynı haçlılar "Biz Avrupa'nın göbeğinde İslam'a müsaade etmeyiz" deyip Bosna'ya aynı vahşeti sergilemediler mi? Ve hala yeni yeni toplu mezarlar ortaya çıkarılmıyor mu? Makedonya da aynı tehdit altında değil mi?
Ancak yahudiler bu emellerine ulaşacak mı? İşte bunu da ayetin devamından anlıyoruz ki; hayır tam aksine, her ne kadar yahudiler ve haçlılar istemese de Allah (c.c.) nurunu tamamlayacaktır. O zaman mazlum ve mustazaflar zalimlerden hesap soracaktır.
Fakat şunu da çok iyi bilmeliyiz ki, bu ilahi vaadler kimseyi gevşekliğe ve vurdumduymazlığa sürüklememelidir. Çünkü herkes izlediği tutumdan, takındığı tavırdan, görevini ne kadar yerine getirip getirmediğinden hesaba sorulacaktır. Mescidi Aksa bugün Müslümanların üzerinde bir emanettir. Yüce Allah: "Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamberine hıyanet etmeyin ve bile bile size emanet edilen şeylere hıyanet etmeyin." (Enfal, 8/27) diye buyuruyor. İman şuuru içinde olan her Müslümanın bu gerçeği anlaması ve üzerindeki emanetin önemini kavraması gerekir. Eğer Müslümanlar emanetlerine hakkıyla sahip çıkarlarsa siyonist yahudiler de buraları tehdit eden girişimlerine son verirler. Çünkü onlar korkaktırlar ve korkaklıkları bizzat Kur'an-ı Kerim'de tescil edildiği gibi tarih de bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Bu korkaklıkları yüzündendir ki, kendi güçlerini ortaya koymaktansa fitne ve desise yollarına başvurmak yani birtakım lobicilik faaliyetleri yürütmek suretiyle zamanın süper güçlerini arkalarına alarak durumlarını sağlamlaştırmaya çalışmaktadırlar. Geçmişte Filistin topraklarına yerleşebilmek ve burada bir işgal devleti kurabilmek için o zamanın süper gücü durumundaki İngiliz İmparatorluğu'nu, bugün de kurmuş oldukları işgal devletini ayakta tutmak amacıyla ABD'ni arkalarına almaları bu yüzdendir. Ancak şunu gayet açık ve net bir şekilde ortaya koymalıyız ki günümüz yahudileri en çok, Müslümanların dağınıklıklarından ve kendilerine emanet edilen mukaddes varlıklara gereği gibi sahip çıkmamalarından cesaret almaktadırlar.
Konumuzu Maide suresinin 51. ayetiyle bağlayalım. Şöyle buyuruyor Yüce Allah: "Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır."
www.ayyildiz.org/ayt/forum
Madem dünyaya bakarken kıstasımız Kuran olacaktır, o halde Kuran'ın dünyanın politik durumu hakkında ne gibi bilgiler vermekte, ipuçları aktarmakta olduğuna bakmamız gerekmektedir. İşte bu noktada Kuran'da hemen göze çarpan "İsrailoğulları" faktörüyle karşılaşırız.
Kuran'da, çok dikkat çekici bir biçimde, sürekli olarak "İsrailoğulları"ndan söz edilir. Allah Kuran'da, "İsrailoğulları"nın en çok "dünya hırsı"na sahip olan topluluk olduğunu (Bakara Suresi, 96); kendilerini diğer insanlardan üstün gördüklerini (Cum'a Suresi, 6); diğer insanların "mallarını haksızlıkla yediklerini" ve onları faiz yoluyla sömürdüklerini (Nisa Suresi, 161); peygamberleri "öldürdüklerini" (Al-i İmran Suresi, 183); yeryüzünde savaş çıkarıp "bozgunculuğa çalıştıklarını" (Maide Suresi, 64); kendi soydaşlarını da öldürdüklerini veya yurtlarından sürdüklerini (Bakara, 84-85); "zalim" olduklarını (Bakara Suresi, 59); sıkça "ihanet" ettiklerini (Maide Suresi, 13); İslam'a "kin ve hınç" beslediklerini (Nisa Suresi, 46); Müslümanlara karşı "düzen" kurduklarını (Al-i İmran Suresi, 54); Müslümanlar için "en şiddetli düşman" olduklarını (Maide Suresi, 82); "küfre sapanlarla dostluklar kurdukları"nı (Maide Suresi, 80); insanlara "zulüm" yaptıklarını ve onları "Allah'ın yolundan" alıkoyduklarını (Nisa Suresi, 160) bildirir.
Bu ayetler, bizlere, dünyanın politik, ekonomik ve sosyolojik yapısı üzerinde "İsrailoğulları" faktörünün çok önemli bir yeri olduğunu haber vermektedir. Hele, Müslümanlar açısından, kendileri için en şiddetli düşman olan ve dinlerine kin ve hınç besleyen "İsrailoğulları"nın büyük önem taşıdığına kuşku yoktur.
Bunların yanında hemen belirtmek gerek, Kuran, "İsrailoğulları"ndan söz ederken "onların hepsinin bir olmadığını" (Al-i İmran Suresi, 113) da haber verir. "İçlerinde aşırı olmayan (mutedil) bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yapmakta oldukları ise ne kötüdür!" (Maide Suresi, 66) ayetiyle tüm Yahudileri aynı safta değerlendirmenin doğru olmadığını söyler.
Nitekim Müslümanlara düşen görev de İsrailoğulları'na karşı düşmanca davranmak değil, aksine onları barışa, adalete ve ortak bir imana çağırmaktır. Allah Kuran'da, Müslümanlara, Kitap Ehli (Hıristiyan ve Yahudiler) hakkında bir emir verir; onları "ortak bir kelimede birleşmeye" çağırmak:
De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. (Ali İmran Suresi, 64)
...
Yıllardır ümmetin derin bir yarası olan Mescidi Aksa, şu günlerde yahudilerce yeniden hançerlenip kanadığından bu ayki kapak konumuzu bu meseleye ayırdık.
Şimdi önce şu soruya cevap arayalım: Neden yahudiler bu zulmü yapıyorlar? Oysa kendileri yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaları yüzünden bütün dünya tarafından dışlanmış olmalarına rağmen, Müslümanlar onlara yurt vermiş, vatan vermiş barındırmıştır. Onlar ise nankörlüklerini tarih boyunca sergiledikleri gibi şimdi yine aynı şeyi tekrarlamaktadırlar. Çünkü yahudi tahrif ettiği Tevrat'a inanmaktadır. Onun inancına göre yeryüzünde insan olarak asıl yaratılan yahudidir. Diğer insanlar sair varlıklar gibi yahudiye hizmetçi olarak yaratılmışlardır. Bu köleliği kabul etmeyenlerin ise ırzı, malı, canı mubahtır. Dahası yahudi bir anneden doğmayan zaten yahudi olamaz. Yani bir insanın önce başka bir dine mensup iken sonradan yahudi olması mümkün değildir. Yahudinin inancı işte budur.
Müslüman ise; ister yahudi, ister hristiyan, ister müşrik olsun, herkesin iman edip cennetlik olmasını ister. Hatta bunun için çaba sarfetmek zorundadır. Müslümanların çok acı tecrübelerine rağmen beş yüz küsur yıl önce, İspanya'dan kovulan ve başka devletlerce kabul edilmeyen yahudilere yeniden kucak açmaları bu inanç sebebiyledir.
Boşuna dememişler: "Besle kargayı oysun gözünü" diye. İşte bu yahudi de Filistin'e çöreklenmek için asırlarca çalışmış, her türlü desiseyi denemiş daha da olmayınca koca bir imparatorluğu dağıtmıştır. Sonunda mukaddes belde olan Filistin'e ve onun kalbi durumundaki Kudüs'e yerleşti. Oraya yerleşmeye başladığı tarihten buyana da çeşitli terörist faaliyetlerle Filistin'in asıl sahibi durumundaki Filistin evlatlarının kanını akıtmayı ve ırzına kastetmeyi aralıksız sürdürmektedir.
Kur'an-ı Kerim'de, en çok bahsi geçen topluluk yahudidir. Çünkü o sinsi ve tehlikelidir. Dolayısıyla insanlığın bu tehlikeden haberdar edilmesi gerekmektedir. Özellikle de Kur'an hep onların olumsuzluklarını anlatır. İsterseniz açın bir Kur'an fihristi ve yahudilerin vasıflarına bir göz atın. Daha sonra da zaman buldukça konularla ilgili ayetleri inceleyin.
İşte size Kur'an-ı Kerim'den, yahudilerin özellikleriyle ilgili bazı bilgiler:
1.Genel özellikleri:
a.Cimridirler:"Onlar cimrilik eder, insanlara da cimriliği önerir ve Allah'ın kendilerine lütfundan vermiş olduğunu gizlerler." (Nisa, 4/37) "Yoksa onların mülkten bir payları mı var? Öyle olsaydı insanlara bir çekirdek zerresi bile vermezlerdi." (Nisa, 4/53)
b.Yeryüzünde fesat çıkarırlar: "Onlar ayrıca yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çabalarlar. Allah ise bozguncuları sevmez." (Maide, 5/64)
c.Korkaktırlar. Üstelik Allah'tan gereği gibi sakınmadıkları halde insanlardan çok korkarlar: "Onların kalplerinde sizin saldığınız korku Allah'ınkinden daha şiddetlidir. Bu onların anlamayan bir topluluk olmalarından dolayıdır. Onlar sizinle toplu halde ancak müstahkem şehirlerde veya surların arkasından çarpışabilirler. Kendi aralarındaki çekişmeleri ise pek şiddetlidir. Sen onları toplu halde sanırsın, oysa kalpleri dağınıktır. Bu onların akıl etmeyen bir topluluk olmalarından dolayıdır." (Haşr, 59/13-14) (Dikkat edilirse burada mü'minler karşısındaki zayıflıkları ve korkaklıkları özellikle vurgulanmaktadır.)
d.Cennetin yalnızca kendilerine ait olduğu iddiasındadırlar: "Onlar: "Cennete ancak yahudi veya hıristiyan olan girebilecektir" dediler. Bu onların kuruntularıdır. De ki: "Eğer doğru söylüyorsanız delilinizi ortaya koyun." (Bakara, 2/111)
e.Hayata düşkündürler: "Onları insanların hayata en düşkünü göreceksin. Allah'a ortak koşanlardan bile daha tutkundurlar. Her biri bin yıl yaşatılmayı arzular. Oysa uzun süre yaşatılması onu azaptan uzaklaştırmayacaktır. Allah onların yaptıklarını görmektedir." (Bakara, 2/96)
f.Sihir yoluna sapmışlardır: "Onlar, o iki melekten bir adamla karısının arasını açmada yararlanacakları şeyleri öğreniyorlardı. Allah'ın izni olmadan kimseye bir zarar dokunduramazlardı. Onlar aslında kendilerine zarar verecek ve bir yarar sağlamayacak şeyleri öğreniyorlardı. Onu (sihri) satın alanların bundan dolayı ahirette bir nasib elde edemeyeceklerini biliyorlardı. Nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!" (Bakara, 2/102)
g.İnsanların mallarını haksız yere gaspeder ve faiz alırlar: "Yine yasaklandıkları halde faiz almalarından ve insanların mallarını haksız yere yemelerinden dolayı (böyle yaptık). İçlerinden inkarcılara acıklı bir azap hazırladık." (Nisa 161) "Ey iman edenler! Hahamların ve rahiplerin çoğu insanların mallarını haksızlıkla yemekte ve Allah'ın yolundan alıkoymaktadırlar. Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanları acıklı bir azapla müjdele!" (Tevbe, 9/34) (Bilindiği üzere yahudilerin bugün yeryüzünün en zengin tabakasını oluşturmalarının başta gelen sebepleri, insanların mallarını hile yoluyla ellerinden almak için çeşitli metodlar geliştirmek, tefecilik yapmak, dünya çapında mafya organizasyonları kurarak bu yolla çeşitli ticari faaliyetlerden komisyon yani haraç almak ve faiz yemektir. Onların insanların mallarını haksız yere yemeleri konusunda ayrıca bkz. Ali İmran, 3/75)
h.Allah'ın fakir, kendilerinin ise zengin oldukları iddiasındadırlar: "Şüphesiz Allah: "Allah fakirdir biz ise zenginiz" diyenlerin sözlerini duymuştur. Biz onların sözlerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacak ve: "Ateşin azabını tadın" diyeceğiz." (Ali İmran, 3/181)
2.Din ve inanç konusundaki tutumları:
a.Allah'ın ayetlerini inkar ederler: "Onlar Allah'ın gazabını haketmişlerdir ve kendilerine miskinlik damgası da vurulmuştur. Onlar bunu Allah'ın ayetlerini inkar ettikleri ve haksız yere peygamberleri öldürdükleri için hak ettiler." (Ali İmran, 3/112) "Onlar: "Allah bir insana herhangi bir şey indirmemiştir" derken Allah'ı hakkıyla değerlendiremediler." (En'am, 6/91)
b.Kendilerinin Allah'ın oğulları, dostları ve peygamberin torunları olduklarını söylerler: "Yahudiler ve hıristiyanlar: "Biz Allah'ın oğulları ve sevdikleriyiz" dediler." (Maide, 5/18)
c.Geçmişte birçok kez dinlerinden dönmüş, Allah'ın kendilerine vahyettiği dinden çıkmışlardır: "İman edip sonra inkar eden, sonra yeniden iman edip sonra tekrar inkar eden sonra da inkarlarını artıranlar var ya, Allah onları ne bağışlar, ne de doğru yola yöneltir." (Nisa, 4/137)
d.Allah'ı cimrilikle itham ederler: "Yahudiler "Allah'ın eli bağlıdır" dediler. Kendi elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler!" (Maide, 5/64)
e.Münafıktırlar: "Onlar iman edenlerle karşılaştıklarında "biz de iman ettik" derler. Ama birbirleriyle başbaşa kaldıklarında, "Allah'ın size açmış olduğu şeylerden, bunları Rabbinizin katında size karşı bir belge olarak göstersinler diye mi söz ediyorsunuz! Aklınızı kullanmıyor musunuz!" diye konuşurlar." (Bakara, 2/76)
f.Cebrail (a.s.)'a düşmandırlar. "De ki: "Kim Cibril'e düşman olursa, (bilsin ki) o bunu (Kur'an'ı) Allah'ın izniyle, daha önce gelmiş olanları doğrulayıcı, iman edenler için de bir hidayet rehberi ve müjde olarak senin kalbine indirdi." (Bakara, 2/97)
g.Allah'a çocuk isnadında bulunmuşlardır: "Allah oğul edindi" dediler. O bundan yücedir." (Bakara, 2/116)
Bütün bu özelliklerinin yanısıra, hakikatten sürekli yüz çevirme, kendilerine vahyedilmiş olan Tevrat'a bile uymama, Allah'ı bırakıp kendi bilginlerini ve ruhbanlarını rab edinme, sırf hasetlerinden ve mevki hırslarından dolayı Kur'an'ı inkar etme gibi özellikleri de bizzat Kur'an-ı Kerim'de tescil edilmiştir. Yine Kur'an-ı Kerim'de bildirildiğine göre onlar Tevrat'ı tahrif ederek işlerine gelmeyen şeyleri çıkarmış ve işlerine gelen bazı eklemelerde bulunmuşlardır. Allah'ın kendilerine verdiği nimetlere karşı nankörlük ederek taşkınlıkta bulunmuş ve aşırı gitmişlerdir. Onların en önemli özelliklerinden biri de anlaşmalarına bağlı kalmamalarıdır. Bu konuda ise Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Bunlar kendileriyle antlaşma yaptığın (şu) kimselerdir ki her keresinde antlaşmalarını bozarlar, hiç sakınmazlar." (Enfal, 8/56)
Onların Kur'an-ı Kerim'de zikredilen özelliklerinin tamamı bu kadar değildir tabii ki. Ancak burada sayılan özellikleri onların gerçek kimlikleri hakkında genel bir fikir vermektedir. Onların burada sayılan ve burada saymadığımız ancak Kur'an-ı Kerim'de zikredilen bütün özelliklerinin üzerinde tafsilatlı bir şekilde durma imkanımız yok. Fakat Mescidi Aksa'yı tehdit eden girişimleri, ümmet açısından büyük sorunlara yolaçan faaliyetleri hakkında daha isabetli düşünebilmemiz için onların Kur'an-ı Kerim'de ortaya konan kimliklerini tanımamız gereklidir. Çünkü ümmetin kapanamayan bu yarası şimdi daha bir derinden kanamakta ve tüm mü'minlerin de yüreğini dağlamaktadır.
İşin gerçeğinde onların İslam karşıtı faaliyetlerinin özü Kur'an-ı Kerim'in Tevbe suresinin 32. ayetinde şöylece dile getirilmektedir: "Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Ama kafirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır."
İşte bu ayetten de açıkça anlaşılıyor ki yahudinin asıl amacı, bu dini ortadan kaldırmaktır. Hal böyle olunca, Mescidi Aksa ve Hz. Ömer Camii de Kudüs'te İslam'ı dünyaya haykıran en önemli iki ibadethanedir. Bu mescidler var oldukça, gelecekteki nesiller için İslam'ın mesajı hep taze ve canlı olarak devam edecektir. Siyonist yahudinin amacı ise bu mesajın sesini kesmektir. Hz. Süleyman mabediyle ilgili efsaneler bu amaç uğrunda geliştirmiş oldukları idealleri için uydurdukları bir bahaneden ibarettir. Hatta bununla da kalmayıp şayet emellerini gerçekleştirirlerse Nil'den, Fırat'a belki Toroslar'a kadar bu ümmetin topraklarına ("vaadedilmiş topraklar" iddiasıyla) sahip olurlarsa buralarda İslam'ın şiarı olan mescitleri de yıkıp yok etmekten kaçınmayacaklardır. Zira bugün Mescidi Aksa, yarın Eyüp Sultan, Fatih, Süleymaniye, Sultanahmet...
Nasıl ki haçlılar bugün üzerinde İspanya devletinin kurulduğu Endülüs'ü ele geçirdiklerinde oradaki milyonlarca Müslümana soykırım uygulayıp, İslam'ın alameti olan on binlerce camiyi, mescidi, medreseyi, kütüphaneyi ve çeşmeyi yıkmışlarsa, bugün aynısı Filistin topraklarında uygulanmaktadır.
Hatta daha da yakına gelelim. Daha dün aynı haçlılar "Biz Avrupa'nın göbeğinde İslam'a müsaade etmeyiz" deyip Bosna'ya aynı vahşeti sergilemediler mi? Ve hala yeni yeni toplu mezarlar ortaya çıkarılmıyor mu? Makedonya da aynı tehdit altında değil mi?
Ancak yahudiler bu emellerine ulaşacak mı? İşte bunu da ayetin devamından anlıyoruz ki; hayır tam aksine, her ne kadar yahudiler ve haçlılar istemese de Allah (c.c.) nurunu tamamlayacaktır. O zaman mazlum ve mustazaflar zalimlerden hesap soracaktır.
Fakat şunu da çok iyi bilmeliyiz ki, bu ilahi vaadler kimseyi gevşekliğe ve vurdumduymazlığa sürüklememelidir. Çünkü herkes izlediği tutumdan, takındığı tavırdan, görevini ne kadar yerine getirip getirmediğinden hesaba sorulacaktır. Mescidi Aksa bugün Müslümanların üzerinde bir emanettir. Yüce Allah: "Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamberine hıyanet etmeyin ve bile bile size emanet edilen şeylere hıyanet etmeyin." (Enfal, 8/27) diye buyuruyor. İman şuuru içinde olan her Müslümanın bu gerçeği anlaması ve üzerindeki emanetin önemini kavraması gerekir. Eğer Müslümanlar emanetlerine hakkıyla sahip çıkarlarsa siyonist yahudiler de buraları tehdit eden girişimlerine son verirler. Çünkü onlar korkaktırlar ve korkaklıkları bizzat Kur'an-ı Kerim'de tescil edildiği gibi tarih de bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Bu korkaklıkları yüzündendir ki, kendi güçlerini ortaya koymaktansa fitne ve desise yollarına başvurmak yani birtakım lobicilik faaliyetleri yürütmek suretiyle zamanın süper güçlerini arkalarına alarak durumlarını sağlamlaştırmaya çalışmaktadırlar. Geçmişte Filistin topraklarına yerleşebilmek ve burada bir işgal devleti kurabilmek için o zamanın süper gücü durumundaki İngiliz İmparatorluğu'nu, bugün de kurmuş oldukları işgal devletini ayakta tutmak amacıyla ABD'ni arkalarına almaları bu yüzdendir. Ancak şunu gayet açık ve net bir şekilde ortaya koymalıyız ki günümüz yahudileri en çok, Müslümanların dağınıklıklarından ve kendilerine emanet edilen mukaddes varlıklara gereği gibi sahip çıkmamalarından cesaret almaktadırlar.
Konumuzu Maide suresinin 51. ayetiyle bağlayalım. Şöyle buyuruyor Yüce Allah: "Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır."
www.ayyildiz.org/ayt/forum
Avusturya'da cami yasağı
Avusturya'nın güneyindeki Kaernten Eyalet Meclisi, eyalet sınırları içinde ''cami ve minare inşa edilmesini yasaklayan bir yasayı'' kabul etti. Eyalet valisi ve aşırı sağcı Avusturya'nın Geleceği İttifakı (BZÖ) hareketinin kurucu lideri Jörg Haider, ''cami ve minare inşaatının, eyaletin tarihsel ve doğal mimarisini bozduğu için yasaklandığını'' öne sürdü.
Haider'in hazırlayarak eyalet meclisine sunduğu yasa tasarısına meclis üyesi Hristiyan Demokrat eğilimli Halk Partisi (ÖVP) olumlu oy verirken, Sosyal Demokrat Parti'nin (SPÖ) ise karşı oy kullandığı bildirildi.
Eyalet sınırları içinde cami ve minare inşa edilmesini yasaklayan yeni yasaya destek olan Hristiyan Demokrat eğilimli Halk Partisi'nin eyalet başkanı Josef Martinz, ''Yasaya olumlu oy vermelerine karşın yasada kimi değişikliklerin yapılması gerektiğine inandığını'' söyledi.
Aşırı sağcı vali Haider'in hazırladığı yasayı ''sabun köpüğüne'' benzeten Sosyal Demokrat Parti'nin (SPÖ) eyalet başkanı Gaby Schauning ise, ''Gerek yeni yasanın gerekse yasayla kurulması istenen özel inşaat komisyonunun din özgürlüğünü kısıtlayamayacağını'' kaydetti.
Kaynak: http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_d...haberID=427874
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=195532&k=2
Haider'in hazırlayarak eyalet meclisine sunduğu yasa tasarısına meclis üyesi Hristiyan Demokrat eğilimli Halk Partisi (ÖVP) olumlu oy verirken, Sosyal Demokrat Parti'nin (SPÖ) ise karşı oy kullandığı bildirildi.
Eyalet sınırları içinde cami ve minare inşa edilmesini yasaklayan yeni yasaya destek olan Hristiyan Demokrat eğilimli Halk Partisi'nin eyalet başkanı Josef Martinz, ''Yasaya olumlu oy vermelerine karşın yasada kimi değişikliklerin yapılması gerektiğine inandığını'' söyledi.
Aşırı sağcı vali Haider'in hazırladığı yasayı ''sabun köpüğüne'' benzeten Sosyal Demokrat Parti'nin (SPÖ) eyalet başkanı Gaby Schauning ise, ''Gerek yeni yasanın gerekse yasayla kurulması istenen özel inşaat komisyonunun din özgürlüğünü kısıtlayamayacağını'' kaydetti.
Kaynak: http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_d...haberID=427874
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=195532&k=2
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)